Bir İç-Savaş Tasviri: Cahit Zarifoğlu’nun “Yanma” Şiirini Tahlil

Bir İç-Savaş Tasviri: Cahit Zarifoğlu’nun “Yanma” Şiirini Tahlil

Yunus Emre Kaya

Zarifoğlu, “Yanma” şiirinde bir iç-kıyameti resmediyor. İç dünyasının düzleminde, ihtiyaç duyduğu her şeyden mahrum kalmış bir süvarinin mikro-savaşını anlatıyor. Böyle bir dekor içinde, takip edilme hissi ve yaklaştığı sezilen tehlikelerin getirdiği tedirginlik, başroldeki özneyi bir yandan diz çökmeye sürüklerken bir yandan da ayakta kalmaya zorluyor. Şiire seçilen başlığı da diz çökmek ile hücum etmek arasındaki uçurumda asılı kalan öznenin “yanma”sı olarak okuyabiliriz. Burada “sönme”nin zıttı olarak “yanmak”tan değil insan hissiyatındaki olumsuz duygu yoğunluğunu, acı çekmeyi anlatmak için kullanılan “yanma”dan söz ediyoruz.

Ve elbet

“Ve” bağlacıyla başlayan bu ilk mısra Kur’ân-ı Kerîm’in üslubunu hatırlatıyor. Arapça gramerde yemin ifade eden “vâvü’l-kasem”le söze tok ve kararlı bir ifadeyle başlayan özne, sonraki söyleyecekleri için de bir dayanak yaratmak ister gibidir.1 “Yanma”nın “vâvü’l-kasem” benzeri “ve” kullanımıyla başlaması, yemin belirten bir ayetle başlayan Kıyâme Suresi’ni de göz önünde bulundurursak,2 şiiri bir iç-kıyamet tasviri olarak okumamıza imkân sağlar.

Gözlerin sularımdan çekilince

ürkek bir ceylanla anlaşırım

yüzünün çok yakını olan bir limana

dilinin ve ağzının verdiği baş dönmesine

bahçeni tutan tavşanlara sığınırım

Ve elbet gibi kararlı ve vakur bir ifadenin hemen ardından gelen bu mısralar, muhkemlik halini sert bir kırılmaya uğratan ürkek bir ceylan imajıyla tedirgin ve sığınan, hatta merhamet dilenen bir portre canlandırıyor gözümüzde. Ürkek bir ceylanla kurulan “anlaş[ma]” bağı, -anlamak fiiline eklenen –ş (işteşlik) ekini de göz önünde bulundurarak- birbirini anlama, hemhâl olma mânâsında okunmalı.

Gözlerin sularımdan çekilince / (…) / yüzünün çok yakını olan bir limana / dilinin ve ağzının verdiği baş dönmesine / … sığınırım Burada kendi kendine yazılan bir reçete görüyoruz.. ayrı kalışın, belki kavuşmayı sağlamayacak olsa bile mümkün olan en yakın mesafeye demirlemekle reçetelendirilmesi. Özne, suları[n]dan çekil[enin] yüzüne yakın bir limana, baş döndürecek kadar yakınına demirliyor. Merhamet bekleyen bir duruş. Bu duruş, şiirin devamında yerini arz-ı hâle bırakıyor…

Kanımdan geçilmiyor moraran ağzım

Kovalanıyorum

İkindi zaman karanlığı iç çarşılar

ey şafak bir askerle anlaş

Çünkü namluya sürüldün

İşte burada bir ordu yürüyen karnımda

İzim sürülüyor köpeklerin sürünerek yaklaştığı

Anlaşılıyor

Hatırlarımıza dokunulmamış

Fakat el konmuş aşkı yaşatırken kuğuların

Geleceğimizin serin suları ve göllerine

Kana bulanmış, moraran bir ağız ve kovalanma (kaçış) gerginliği. Bu gerginlik, bentteki morarmak, karanlık, şafak, namlu, ordu, köpek gibi sert ve soğuk kelimelerle bir atmosfer hâline geliyor. Bendin son üç mısraında karşımıza çıkan hatır, aşk, kuğu kelimeleri ve serin sular tamlamasıyla ilk bentteki naif havaya keskin bir dönüş yapıyoruz. Yukarıda da belirttiğimiz ve şiirin tamamına hâkim olan diz çökme-ayakta kalma ikilemi paralelinde gelişen korkuya kapılma ve ümitlenme hisleri arasında gidip gelme durumu en net şekilde bu bentte çarpıyor gözümüze. Aşağıya inmeye kesinlikle imkân vermeyen yüksek bir kayanın dar alanında öylece ayakta kalan, bu arada rüzgâra ve dönen alıcı kuşlara karşı da tetik bulunmaya mecbur olan bir insan tablosu.

Şiirde bir iç-kıyametin resmedildiğini söylemiştik. Burada ikindi zaman karanlığı, çarşılar ve şafa[ğın] namluya sürül[mesi] ifadeleri üzerinden bir okuma yapabiliriz. İnanışa göre kıyamet akşam vakti kopacak ve insanları ansızın yakalayacaktır. Çarşılar kelimesiyle bir anda uğrayacakları ayaklanmadan habersiz insanların keşmekeşi, ikindi zaman karanlığıyla da ikindi vaktinin akşam vaktine bakan yüzü işaret ediliyor. Kopmasına artık pek az zaman kalmış olan kıyamet.. ki şafak da bu ayaklanma üzre namluya sürül[müştür] ve ardından bir daha güneşin aydınlığını getirmeyecektir. Bu atmosferin, bahsettiğimiz iç-kıyameti sezen özneye has alametleriyse bir  ordu yürüyen kar[ın] ve köpeklerin sürünerek yaklaş[ması]dır. Özne bir üst-bilinç hâlindedir, söz konusu mısraların hemen ardından “Anlaşılıyor” mısraı gelir. (Şiirin geri kalan kısmında anlamak/farkına varmak eşiğine iki kez daha vurgu yapıldığını görüyoruz.)

Gelinmiyor akşam zaman kaplanı

Kaçmıştım yeni bir ırmak şeklinde

Hayvanların ilkbahar sıcakları bölümünde

Kıvrılıp yeniden yakalanıyorum

Gelinmiyor diye başlayan bent, kovalayanların önüsıra kaçan öznenin teslim bayrağı niteliğinde. Gelinmiyor çünkü akşam bir zaman kaplanıdır. (Burada, kıyametin akşam vakti kopacağı inanışını tekrar hatırlayalım.) Zaman kaplanı hüviyetindeki akşam, kurtulduğunu zannedip ilkbahar sıcakları bölümünde -gergin iklimi savuşturup bir rahatlık düzlemi bulduğu yerde- kıvrılıp soluklanır hâldeyken yeniden yakalıyor özneyi.

Kaçmıştım yeni bir ırmak şeklinde mısraında ise sinematografik bir unsur çarpıyor gözümüze. Arkasından üst üste ateş edilen bir adamın, mermilere kolayca hedef olmamak için düz bir hat takip etmeyip, sürekli sağa sola kıvrılarak kaçması. Bu okuma, şiirin önceki bölümlerinde geçen namluya sürül[en] şafak ifadesiyle de güçlendirilebilir.

Cam kesiyor göğüslerimi

Boynuma zümrüt bir gerdanlık atmışım

Hem şarklıyım ben

Gövdem yara dolu

Özne, yaralar almıştır. Fakat yaralar onu acıtmamaktadır. Camların göğsünde açtığı yaraları, nispet edercesine zümrüt bir gerdanlıkla örter. Hem o şarklı[dır] ve zaten gövde[si] yara doludur. İsmet Özel de “Evet İsyan” şiirinin başındaki Demirden sağnaklar altında uyur sevdiğim / göğsünde hazin ayak izleri eski Şubatların / onu yaralar kıpırdatıyor / ve o sertelmektedir yaralardan mısralarında Zarifoğlu’nun şarklısını anlatır gibidir.

Şark zihniyetinde en çok idealize edilen kavramlardan biri sabırdır. Kaçışının sonuçsuz kalacağını kavrayan şarklı özne, önce yakalanma akabinde açılan yaraları metanetle karşılar, sonra yaralarından kuvvet alarak son mücadeleyi beklemeye koyulur.

Sevdiğim kolla beni

Anlıyorum

Fakat artık dayanılmaz sarmaşıklara

Öpüşüyorlar

Harbin bittiğini söyle ayrılsınlar

Çünkü gece zamanın katranıdır

Gelip geçecek gibi değil omurgamdaki didişme

Çantamda sevişme askerleri

Harbin bittiğini söyle

Anlıyorum der özne ve harbin bittiğini ilan eder artık. Sürekli bozguna uğradığı iç-çekişmesini bir kenara bırakır. Çünkü o didişmenin gelip geçecek gibi [olmadığını]nın farkına varmıştır.

Sevdiğim

Önce kemir bu tel örgüleri gövdemden

Geç derimin altındaki tehlikeleri

Yürek kızgın bir kuma devrilmeden

Yokla beni

Şiire bütünlüklü olarak baktığımızda üç paralel ifade görüyoruz.. 1. Ey kadın kokla beni, 2. Sevdiğim kolla beni, 3. Sevdiğim / (…) / Yokla beni Şiirin genelinde seslenilen bu kişinin –cismanî mi ruhanî mi, gerçek mi mecazî mi olduğu sorusunu bir kenara bırakalım– bir medet umulan olduğu aşikâr. Özne, daha önce kendisini kollamasını talep ettiği medet umulana bu sefer de yokla beni demektedir. Çünkü iç-çekişmenin yarattığı enkaz altındaki benliğinin asıl vaziyetini göremeyecek kadar yabancılaşmıştır kendisine. Kızgın bir kuma devrilmeden yapılacak muhasebe, belki de öte dünyada bir rahatlık sağlayacaktır ona.

Anlıyorum kaçmaya zaman yok

Şafak birden doğrulacak

Şiirin tümünde tasvir edilen iç-savaş/iç-kıyamet, son mısralarda genişleyerek bir çeper hâlini alıyor. Öznenin benliğinden neşet eden karmaşıklık hâli, en sonunda bütün bedeni sarmalayarak büyük kıyamete evriliyor.

Şiirin son kelimesi için seçilen “doğrulmak” fiilin Arapçadaki karşılığına götürüyor bizi.. “kıyâm.” “Ayağa kalkmak” eyleminin bir başka ifadesi olan “doğrulma”nın burada tesadüfî olarak kullanılmadığı kanısındayız. Zarifoğlu, yeryüzünün ayaklanması olarak tasvir edilen kıyamete son ve en güçlü atfı, şiiri bitirirken ve kendisine yaraşır şekilde çok ince olarak yapıyor.

Dipnotlar

1 Andı, Fatih “Güneşe Tutulan Ayna Yahut Şairin İç Dönüşümü”, Merdiven Şiir, nr. 4, Temmuz-Ağustos 2005, s 34-41.

2 “Kıyamet gününe yemin ederim.” Kur’ân-ı Kerîm, 75:1

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>